|
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, İstanbul Sanayi Odasının (İSO) Meclis Toplantısında yaptığı konuşmada ülkede anlatılan ekonomiyle gerçek ekonomi arasındaki derin uçuruma dikkat çekti. Bahçeli, Anayasa değişikliğine de değinerek bununla asıl sorunların ötelendiğini ifade etti.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, "Asıl sorunları öteleyerek, başka hesaplar uğruna Anayasa değişikliği üzerinden toplumu mevzilere ayırmak, emin olun ki hiç kimseye bir fayda kazandırmayacaktır" dedi.
Bahçeli, İstanbul Sanayi Odasının (İSO) Meclis Toplantısında yaptığı konuşmada, dünyada son 200 yılın ekonomik seyrine bakıldığında krizlerin
birbirini izlediğini, eksik ve fazla üretimlerin yol açtığı krizlerin faturasının çok acı olduğunu, en başta işsizlik ve yaygın bir sefaletin ortaya çıkmasına yol açtığını söyledi.
Krizlere neden olan çok boyutlu bozulmaların, iç ve dış etkenlere bağlı olarak fazlalaşan şokların tetiklediği ve makroekonomik sistemde kişilerin
spekülatif hareketlere özendirmesiyle mesafe aldığını ifade eden Bahçeli, bundan dolayı insanların ekonominin kar fırsatları artan alanlara yönelmelerinin yoğunlaşacağını, böylelikle mali yapıda aşırı ve tehlikeli bir yığılmanın meydana geleceğini belirtti.
Gelinen noktada sorunların hala bitmediğini, kontrolden çıkan bütçe açıkları ve çoğalan kamu borç stoklarının birçok Avrupa ülkesini köşeye
sıkıştırdığının altını çizen Bahçeli, küresel krizin ülkeler üzerinde çok derin etkileri olduğunu söyledi.
"Reel sektör ağır yara aldı"
Devlet Bahçeli, konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Dünyada durum böyleyken bizde ise ekonominin uğradığı kazanın büyüklüğü ve neticede işleyen hiçbir tarafın kalmamış olması, yaşanmış acı gerçekler olarak hafızalardaki tazeliğini korumaktadır. Türkiye ekonomisinin iç çelişkileri ve yapısal sorunları, kendisine has krizi anında imal etmiş ve sonucunda büyük bir işsizlik, yoksulluk ve reel sektörün ağır yara aldığı karanlık bir tablo ortaya çıkmıştır. Bunun adı, 2009 büyük ekonomi krizidir. Her sektörün üzerinden silindir gibi geçen krizin, tüm karşı iddialarına rağmen, travması hala atlatılmış değildir."
Türkiye'nin her alanda sıkıntıların arttığı bir dönem ve zaman sürecinden geçtiğini ifade eden Bahçeli, "Endişe verici bir cepheleşme, bölücü mihrakların birliğimize yönelik hain suikastları, siyasi sorumluluk taşıyanların gerginlik politikaları hepimizin gözü önünde vuku bulmaktadır. Milletimiz kutuplaşma ve kaos girdabına sürüklenmek istenmiş, karanlık ve korku sarmalına çekilmeye çalışılmış, kargaşa ve kavga eşiğinde ayrışmanın soğuk yüzüyle karşı karşıya bırakılmıştır. Etki alanı giderek daralan, siyasi haysiyeti gün geçtikte zayıflayan bir yönetim öncülüğünde çok derin bir bunalımın dibine itilmiştir" diye konuştu.
"Meselenin şakaya gelir tarafı yok"
Bahçeli, bu süreçte Anayasa değişiklikleriyle ilgili referandumun 12 Eylül'de yapılacağını ve milletin tarihi kararını vereceğini hatırlatarak, şöyle
devam etti:
"Elbette milletimizin vereceği hüküm, kesin olacaktır. Sonucu ne olursa olsun buna saygı duymak, hepimizin en temel görevidir. Ancak iyi yönetilmeyen ülkemizin, sorunları dağ gibi büyüyen insanımızın, her alanda emek sarf eden çalışanımızın ve özellikle sanayicilerimizin referanduma sunulan Anayasa değişikleriyle ne elde edeceği belirsizdir. Asıl sorunları öteleyerek, sırf başka hesaplar uğruna Anayasa değişikliği üzerinden toplumu mevzilere ayırmak, emin olun ki hiç kimseye bir fayda kazandırmayacaktır.
Türk milletinin birlikte yaşamasının hukuksal senedi olan Anayasanın bazı maddelerinde yapılan değişikliğin, böylesine çatışma ve gerilim yüklü bir atmosferde referanduma götürülmesi çok tehlikeli sonuçlara yol açabilecektir. Oysa ki Türkiye'nin sorunları çoktur ve çözüm için siyasi hükümetten müdahale beklemektedir. Bunların en başında, Türkiye ekonomisindeki sorunlar ve kriz hali gelmektedir. Meselenin şakaya gelir tarafı, ihmal edilecek yanı yoktur. Geride kalan dönemler ve yıllar, krizin ekonomik sistemi ve iş yapan, üretmeye çalışan, istihdam sağlayan girişimcilerimizi ne hale getirdiğinin hazin misalleriyle doludur."
"Gecikmeler ve aymazlıklar"
İstanbul Sanayi Odası (İSO) Meclisinin Temmuz ayı toplantısına konuk olan Devlet Bahçeli, Türkiye ekonomisinin, makro ekonomik göstergelerde ifade edilen iyileşmelerin aksine, oldukça kırılgan bir yapıya sahip olduğunu, "geleceğe dönük planlanan adımların atılmasındaki gecikmeler ve aymazlıklar"ın da ekonomideki sorunları içten içe artırdığını belirtti.
Bahçeli, "Bunlar arasında yer alan ve geride kalan yasama yılında çıkarılması planlanan ve bir çıpa olarak düşünülen Mali Kural uygulaması,
hükümetin şimdilik işine gelmemiş ve yasalaşması ileri bir tarihe ertelenmiştir. Siyasi iradenin kararsız ve birbiriyle uyumsuz politikaları ve açıklamaları güven olgusuna ciddi olarak darbe vurmaktadır" diye konuştu.
Bugünkü ekonomik yapıda ilave olarak, 485 milyar dolara çıkmış ve sürdürülemez boyuta ulaşmış toplam borç miktarı ve özellikle özel sektörün "borç batağı", giderek yabancılaşan finans sektörü, oran olarak gerilese de, iş hayatına fazla yansımayan "faiz kıskacı", sanayiciyi korumasız bırakan pazar ortamı, yerli üretimin körelmesine ve ihracatçının bunalmasına neden olan "gerçekçi olmayan kur politikası", yüksek vergi, prim ve girdi maliyetlerinin, başlıca sorun alanları olarak gösterilebileceğini anlatan Bahçeli, şunları söyledi:
"Ekonomik büyümemizde ciddi bir kalite sorunu bulunmaktadır. Bu sorunu kalıcı bir şekilde aşmadan, yapılacak her hamlenin baştan itibaren yanlış olacağını ve Türkiye ekonomisini doğru yere götürmeyeceğini söylemek ve hatırlatmak isterim. Keşke, bugün siyasi iktidar ülkemizi tehlikeli maceralara sürüklemese de, güç birliği yaparak bu meseleler üzerine azimli bir şekilde gidilebilseydi. Ekonomik krizlerin nedenleri üzerine derinlemesine ve samimi bir şekilde eğilip, gerekli tedbirleri alarak, bir daha yaşanmaması için lazım gelen önlemleri alabilseydi... Biz bunu bekler, bunu isterdik."
Büyüme meselesi
Devlet Bahçeli, şiddetli ve göreli daha hafif krizlerin kapsadığı yılların toplamının, Cumhuriyet tarihinin neredeyse beşte birini oluşturduğunu kaydetti.
Bahçeli, Türkiye'nin 24 Ocak 1980 kararlarının alınmasından bu yana, serbestleşme dinamiklerinin harekete geçmesinin üzerinden geçen 30 yılın yaklaşık yarısında ekonomik krizlerin ağır sonuçlarıyla "boğuştuğunu" belirterek, "Üzülerek söylemeliyim ki, yaşı 20 ila 30 arasında bulunan milyonlarca gencimiz, hep krizleri konuşmuş, bir işe sahip olmanın kaygısını taşımışlardır ve kriz nesli olarak anılır olmuşlardır" dedi.
Türkiye'nin ekonomik bağımsızlığı kadar siyasal bağımsızlığını da zayıflatan, insanlar için yaşamayı zorlaştıran, yatırım yapmayı güçleştiren, bir
işe sahip olmayı imkansız hale getirenin, krizlerin yarattığı olumsuz şartlar olduğuna işaret eden Bahçeli, şöyle devam etti:
"1990'lı yılların başından itibaren girilen tek kutuplu dünya sisteminde, görünürdeki tehdit algısının, başkalaşarak daha büyük ve beka
düzeyinde sorunlarla karşılaşmamıza ortam hazırladığı bir gerçektir. Özellikle küresel güç odaklarının ülkemize doğal ve normal yollarla kabul ettiremedikleri dayatma listelerini, krizlerin neden olduğu sarsıntılı ortamlarda, kolaylıkla hayata geçirdikleri hepinizin malumudur. Krizlerin etkileri bunlarla da sınırlı değildir. Özellikle ekonomideki derin sorunların arkasından gelen demokrasi dışı arayış ve müdahaleler, ekonomik istikrarın demokrasinin istikrarı açısından ne kadar önemli olduğunu da göstermektedir. Ülkemizin yaşadığı, 1958 ve 1978 krizlerini, darbelerin takip etmesi ve demokrasinin askıya alınması, kriz-müdahale kısır döngüsünün varlığına işaret etmektedir."
Devlet Bahçeli, ekonomideki biriken ve yığılan problemlere kafa yormak ve bunlar üzerinde ciddiyetle durmanın, artık farklı bir perspektifle ve güçlü
hamlelerle çareler üretmenin en önemli gündem olması gerektiğini dile getirerek, bu konuda ilk önce planlanması ve yapılması gerekenin, kalıcı ve sürdürülebilir bir büyüme dinamiğini oluşturmak ve yakalamak olduğunu söyledi.
Bunun, üretimle olabileceğinin altını çizen Bahçeli, "Başlangıç itibariyle, büyüme meselesini, ekonomik ve sosyal kalkınma çerçevesinde ele
almalıyız ve klasikleşmiş kalıpların dışına çıkarmak durumundayız"dedi.
Cari açık
Ekonominin sorunlarının belirli aralıklarla ve "inatla" kendisini gösterdiğini, ancak bundan ders ve sonuç çıkaracak bir anlayışın henüz ortalıkta
görünmediğini savunan Bahçeli, şöyle devam etti:
"Bunlardan birisi olan cari açık sorunu, bu zaman diliminde tekrar artmaya başlamış ve tehlike sinyallerini yoğunlaştırmıştır. Buna en başta dış ticaretteki açık neden olmuştur ve ithalattaki artışın fren tutmaması, cari açığı tetiklemiştir. Somut bir örnek verecek olursak, 2003 ile 2009 arasında oluşan dış açık miktarı 325 milyar dolardır ve 1923 ile 2002 yılları arasındaki toplamından daha çoktur. Bu çarpık manzara, bize heba edilmiş ve dışarı aktarılmış kaynakların ne denli fazla olduğunu göstermektedir.
İç dinamiklerimizden güç alan, üretilen katma değerin daha çok yurt içinde kalmasını sağlayacak bir büyüme stratejisinin bırakın geliştirilmesini, sorumluluk mevkisinde bulunanların aklına bile gelmediği bilinen bir gerçektir. Esas itibariyle ekonominin, tasarrufu artırıcı katma değer yaratmaktan uzak, ancak toplam dış talepten kaynaklanan büyüme modeliyle daha fazla ayakta kalması ihtimal dahilinde değildir. Sorunları, alanı dışına atma konusunda maharet sahibi olanların, sıra çözümü ortaya çıkaracak kararlığa geldiğinde, şaşkın ve beceriksiz bir görüntü çizdikleri hepimizin malumudur.
Krizin yok farz edilerek veya görmezden gelinerek ya da 'bize bir şey olmaz' denilerek azalmayacağı, yaşanmış onca tecrübeye rağmen hala idrak
edilememiştir. Krizin ihmal edilmesi ya da hafife alınması bir başka sorun olarak, ekonomik ve sosyal düzenin normatif temelini sakatlamıştır. İnsanımızın dayanışma ve yardımlaşma eğilimlerinin marjinal noktası, uzayan ve ağırlaşan ekonomik sorunlar nedeniyle sıfıra yaklaşmıştır. Ama buna rağmen, hala ekonomik büyüme oranıyla övünen ve bu kapsamda, sorun yaşayan her kesimin gözünün içine baka baka siyasi bir propaganda yapan bir zihniyetle bugün karşı karşıyayız."
Bu yılın ilk 3 ayındaki yüzde 11,7'lik büyüme rakamına işaret eden Bahçeli, "İftiharla anlatılan ekonomik büyümenin, detayına inildiğinde sevinmeye
fazlaca yer ve gerek olmadığı ortaya çıkacaktır. Nitekim takvim ve mevsim etkilerinden arındırarak 2009 yılının son çeyreğinden, bu yılın ilk çeyreğine kıyasla büyümenin yüzde 0,1'lik bir artış gösterdiği anlaşılmaktadır. Bu, neredeyse sıfıra yakın bir büyümedir ve bunun takdir edersiniz ki başarı olarak gösterilebilecek hiçbir tarafı yoktur" diye konuştu.
"Küçülen tarım sektörü"
Bahçeli, büyümede özel kesim tüketimi belirleyici iken, gerçekte insanların hala yeterince ve hak ettiği ölçüde tükettiğini söylemenin mümkün olmadığına işaret ederek, bu yılın ilk üç ayında, tarım kesimindeki küçülmenin dikkati çekici olduğunu, yüzde 3,8 oranının, geçen yıla göre geride kaldığını anlattı.
Hemen hemen her sektörde büyüme yaşanırken, tarım kesimindeki küçülmenin düşündürücü olduğunu ve üzerinde durulması gerektiğini vurgulayan Bahçeli, "Tarım alanındaki istihdam neredeyse yeni istihdamın yarısı kadardır. O halde şu soruyu sormak ve cevabını aramak en tabii hakkımızdır. Madem tarım sektörü küçülmektedir, öyleyse nasıl olur da yüz binlerce kişiye istihdam imkanı sunabilmiştir? Küçülen bir ekonomik sektörün, dünyanın neresinde istihdam sağladığı görülmüştür? Bunlar bile hem büyüme rakamlarına hem de istihdam verilerine şüphe ile yaklaşmamıza neden olmaktadır" dedi.
Bahçeli, niceliksel olarak, yüksek büyüme oranı ortaya çıksa bile, büyümenin sürdürülebilirliği ve etkinliği açısından büyük "açmazlar" bulunduğunu, büyümenin refaha katkı sağlamadığını, yatırım yapan girişimciyi rahatlatmadığını kaydederek, "Eğer gerçekten, ekonomi ayakları yere basan bir şekilde büyüyorsa, Türk sanayicisinin yaşadığı sıkıntıların azalması, karşılaştığı sorunların hafiflemesi gerekecektir" değerlendirmesinde bulundu.
|