Bizim bir misakımız var! / Mehmet Serhat Bıçak

Bizim bir misakımız var! / Mehmet Serhat Bıçak

KİMİ bilmez, her kulu kendi meşrebinden sanır. Bilmez, kendince alışmaktan dem vurur. Alıştırmaya uğraşır, alıştırdıkça azgınlaştırır. Ancak bu cahilin bilmediği, bilmediğini bilmemesidir.

Bilmez ki, her kul kendi meşrebinden değildir. Bilmez ki, alışmak yalnız kendi gibilerine uygundur. Alışmamışsa, varlığı hiçbir güç azgınlaştıramaz. Ve bilmediği bu bilgi, ansızın başına belâ olur…

Bizim milletin ilginç bir huyu var, yadırgama ne olur! Biz, içmeyi pek severiz… Diyeceksin ki “Ne var bunda, her millet içmeyi sever”. Öyle değil! Herkes bir içiyorsa, biz iki içeriz. Mesele şu: Öyle de, böyle de biz, başkalarından mutlaka bir fazla içeriz.

İçiyorsak bir sebebi var elbet, amma ille de sağlam içeriz! Binyıllık uykulardan uyanmış da kırk kâbusu devirmişçesine kurudur gırtlağımız, ayılmanın iştahında hayat arar dudaklarımız. Yahut sanki kimsenin sonunu getiremediği çölleri aşmıştır da ayaklarımız, yol sonunda koskoca bir vahaya dayamışızdır başımızı, vuslatımızı bulmanın heyecanıyla coşarız.

Sevincimizden içeriz, kederimizden içeriz; geçmişimizi içeriz, geleceğimizi içeriz; hatır için içeriz, gönül için içeriz; ama hepsinde de muhabbetimizden içeriz. Can içeriz canımızdan, can taşımayı cana minnet sayıp…

Ne diyeyim, daha şu kadarcık çocukken işlemişler bir yerimize içmeyi. Süt içirdiler, çay içirdiler, derken okkalı bir ant içirdiler. Ne olur, aklın başka şeyleri düşünmesin! Seninle birlikte, hani annemler dolma sararken, mantı yaparken, sohbet ederken içtiğimiz andı hatırla!

Onu hatırlamadın mı? O hâlde, hani şanlı sancağın üzerine elimizi koymuştuk da babamlar uzaktan seyrediyordu ya, o günü hatırla! Onu da hatırlamıyorsan, mezun olup da mesleğe atacağımız adımın ilk gününü hatırla, nasıl içmiştik o andı?

Hatırladın, değil mi? Hatta kızıl rüzgârlara set çekmek için diktiğimiz ağaçların levhalarına “Kanımız aksa da zafer İslâm’ın!” yazdığımız sırada haykırdığımız andı unutmadığına da eminim!

Biliyor musun, “misak”, “ant” demekmiş. “Yemin” demekmiş “misak”… Yeminin ne olduğunu biliyorsun: “Söz vermek”… Söz verdin mi, tutacaksın! Sözden, sözleşmeden dönmek olmaz! Sözlerinden dönenlerin, yeminlerinden cayanların görecekleri karşılığı duydun mu?

Biz bir söz verdik mi, tutarız! Meselenin aslı şu: Biz, her işimizi söz vererek yaparız. Başlamamız da sözledir, bitirmemiz de. Bir kere “Bismillah” demişsek, vermişizdir sözü. Bir kez “Estağfirullah” demişsek, yiyemeyiz yemini.

Peki andın, sözün, yeminin, ahdin, “misak”ın ne olduğunu o ne bilsin?! Dedi ya, “O bilmez, her kulu kendi meşrebinden sanır”. İşte bizi de öyle bildi. Yeminden cayacağımızı sandı. Ama yanıldı!

Misak-ı Millî” deyince aklımıza ne geliyor? Sadece “sınır” mı? Hâlbuki söz konusu tamlamada sınıra dair bir tarife yer yok. Bu tamlama, millî bir yemini niteliyor.

Sıfatı “millî” olan bu yemine dair bazı ezberlerle yaşadık hep. Ancak ezbere “alışınca”, yeminin mahiyetini unuttuk. Peki, hatırlıyor muyuz, bir hatırlatanımız var mı?

Evet! Var olsunlar, “Mîsak-ı Millî, mülk-ü millettir” diyen devletlilerimiz var bizim. Zira bu bizim kaderimiz…

Cihangir Devlet’in ileri gidemez oluşundan bozgunlara, baskınlara, mağlup oluşlara, darbelere, muhtıralara, zulümlere maruz kalan ve “Yenildi” zannedildikçe zafere yürüyen bir Türkiye var, hatırladın mı?

Biz bir söz verdik beyim! Bu sözden cayarsak, bu pusat bu bedene gök girsin, kızıl çıksın!


Görünmez adam / Mehmet Serhat Bıçak Sonraki Haber

Görünmez adam / Mehmet Serhat Bıçak

Donald Trump’tan Suudi Arabistan’da kılıç dansı Önceki Haber

Donald Trump’tan Suudi Arabistan’da kılıç dansı

Yorum yazabilmek için üye olmalı yada üye girişi yapmalısınız
Giriş Yap | Kayıt Ol

Yorumlar

Henüz hiç yorum yapılmamış