MHP'li Yönter'den Kutalmış Türkeş'e sert tepki: Hakaretlerinden ve müfteriliğinden dolayı hukukta hesap vereceksin MHP'li Yönter'den Kutalmış Türkeş'e sert tepki: Hakaretlerinden ve müfteriliğinden dolayı hukukta hesap vereceksin

MHP Genel Başkan Yardımcısı İsmail Özdemir, TBMM Genel Kurulunda, Anayasanın 92’nci maddesi uyarınca Türk Silahlı Kuvvetleri deniz unsurlarının bölge ülkelerinin karasuları dışında olmak üzere Aden Körfezi, Somali açıkları, Arap Denizi ve mücavir bölgelerde deniz haydutluğu, silahlı soygun eylemleri ve denizde terörizmle mücadele amacıyla bir yıl daha görev süresinin uzatılmasıyla alakalı olarak konuştu.

MHP'li Özdemir'in açıklaması şu şekilde;

Küresel ticaretin en önemli deniz yolu güzergâhlarının başında kuşku yoktur ki Kızıldeniz ile Arap Denizi yahut bir başka adıyla Basra Körfezi gelmektedir. Kızıldeniz’i Hint Okyanusu’na bağlayan Babülmendeb Boğazı ile Arap Denizi’ni Hint Okyanusu’na bağlayan Hürmüz Boğazı da aynı kapsamda küresel ticaret açısından en stratejik noktaların başında gelmektedir.

Bölgenin enerji kaynakları açısından zengin ülkelerle dolu olması, benzer şekilde küresel enerji güvenliği kapsamında da aynı coğrafyayı oldukça kıymetli hâle getirmektedir. Hatta pek çok ülke gerek Kızıldeniz gerekse Basra Körfezi etrafında önemli askerî üsler kurmak suretiyle bu yerlerdeki hak ve menfaatlerini koruma konusunda stratejik adımlar atmaktadır. Geride bıraktığımız yıllarda bu bölgelerde cereyan eden bazı deniz korsanlığı vakaları, seyrüsefer emniyetini riske attığı gibi küresel ticareti de derinden etkilemiştir. Ayrıca, el konulan ve rehin alınan bazı ticari gemilerin varlığı sebebiyle çok sayıda ülke tarafından deniz haydutluğu doğrudan millî güvenlik riski olarak da algılanmıştır. Yaşananlardan darbe alan küresel ekonomi her ülkede tesir yaratmış, bölgedeki güvenlik riski oluşturan eylemler milyonlarca dolarlık kayba yol açmıştır. Başta Somali Hükûmeti olmak üzere Aden Körfezi’ne kıyısı bulunan ülkelerin korsanlık ve deniz terörizmi faaliyetlerini engelleme ve önleme konusunda yetersiz kalmaları, nihai olarak çok uluslu müdahaleyi gerekli kılmıştır. Nitekim Somali Hükûmetinin talebi üzerine Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin kararı sonrasında bölgede seyrüsefer emniyetini sağlamak, korsanlık ve deniz haydutluğuyla mücadele etmek üzere müşterek bir harekât gücü oluşturulmuştur. Türkiye de bu kapsamda bahse konu olan sahada Deniz Kuvvetleri unsurlarımızın varlığıyla birleşik deniz kuvvetleri bünyesinde çalışmalarını sürdüregelmiştir. Zira aynı bölgede Türk bayraklı gemiler ile Türkiye bağlantılı ticari gemilerin emniyetinin de tesis edilmesi ülkemiz açısından önem arz etmektedir. Dünya denizcilik faaliyetinde güç ve imkânı günden güne artan ülkemiz, bölge üzerinden sürdürdüğü ticari faaliyetleri ile enerji tedarik güvenliği açısından Aden ve Basra Körfezi’ndeki mevcudiyetini korumalı, her an her türlü senaryoya hazır hâlde bulunmalıdır. Gerek vatandaşlarımızın emniyeti gerekse bölgesel ve küresel ticaretimizdeki konumu itibarıyla donanmamıza bağlı kuvvetlerin bölgede müşterek görev kapsamında bulunması, hak ve menfaatlerimizin korunmasının yanında ülkemizin küresel barış ve istikrara sağladığı katkı açısından da değerli bir faaliyet olarak görülmelidir. Diğer yandan, dost ve müttefik ülkemiz olan Somali’nin egemenliği, güvenliği ve istikrarının tesis edilmesi için de Türk donanmasının tezkerede tayin edilen yerlerde bayrak göstermesi Mogadişu’daki askerî üssümüzle beraber düşünüldüğünde yadsınamaz bir kuvvet çarpanı olarak karşımıza çıkmaktadır. Dolayısıyla, Türk Silahlı Kuvvetleri deniz unsurlarının görev süresinin bir yıl daha uzatılması ülkemizin hak ve menfaatleri için gereklidir, müspet bir politika ve stratejik öneme sahip bir karardır. Bu durum, Kızıldeniz ve Basra Körfezi’nin güvenlik ve istikrarını temin etme konusunda Türkiye’nin yaklaşım ve hassasiyetlerinin yansıması olsa da diğer yandan Afrika Kıtası’nın barış ve istikrarına katkı sağlayacak bir çaba olarak yorumlanmalıdır.

Son günlerde, Yemen’de bulunan Husi güçlerinin İsrail'in Gazze'de sürdürdüğü katliamlara karşılık olarak bölgede İsrail’i destekleyen diğer ülke gemilerini de hedef almaya başlaması, özellikle Aden Körfezi ve Kızıldeniz’deki seyrüseferleri etkileyen bir başka konudur. Buna mukabil, Amerika Birleşik Devletleri ve Birleşik Krallık askerî güçleri Husilere yönelik bir saldırı başlatmış, gerginlik maksimum seviyeye çıkmıştır. Peşinen ifade etmek gerekir ki ülkemizin yaşanan bu gerginlik atmosferinde bölgede görev yaparken Yemen merkezli sergilenen karanlık oyunları dikkatle takip etmesi gerekir. Zira, yaşananlar, sadece bu bölgeyle sınırlı kalmayıp İsrail'in Gazze'de sürdürdüğü soykırıma devam eden ve nihai olarak yeni bir küresel ticaret yolunu hayata geçirmeyi amaç edinen ve özünde siyonist zihniyetin kanlı hedeflerini hayata geçirmeye hizmet eden gelişmelerin bir parçası olarak kendisini göstermektedir. Bu kapsamda, İsrail ordusunun Gazze'de sürdürdüğü insanlık suçu eylemlerine 2024 yılında da devam edeceğini açıklaması, Yemen konusunda, Kızıldeniz geçişli küresel ticareti emniyet altına alma iddiasıyla Amerika Birleşik Devletleri öncülüğünde sürdürülen gündem ve savaş çanlarının yine Kızıldeniz çevresinde yayılmasını öngören gelişmeler beraber düşünüldüğünde, küresel karanlık çetelerin hangi ülkeleri hedef aldığı ve projelerinde hangi amaca çalıştıkları açığa çıkmaktadır. Geride bıraktığımız yaz aylarında Hindistan'da düzenlenen son G20 zirvesinde “tek dünya” sloganıyla başlayan süreç, öyle görünüyor ki Orta Doğu’nun tamamını, özellikle de Akdeniz, Kızıldeniz, Basra Körfezi ve Hazar Denizi etrafında çevrili sahayı istikrarsızlaştırma ve hatta kana bulamayı dahi amaçladığını göstermektedir çünkü aynı zirveden çıkan sonuçlardan bir tanesi de Hindistan'dan başlayıp Basra Körfezi üzerinden Arap Yarımadası’na çıkan, oradan da İsrail üzerinden Doğu Akdeniz’den Avrupa'ya ulaşan yeni bir ticaret ve enerji koridorunun hayata geçirilmesidir. Böylelikle Batı merkezli küresel üstünlük anlayışının Çin ve başta Türkiye olmak üzere bölgedeki diğer alternatif güçler karşısında elinin güçlenmesi amaçlanmaktadır. İsrail'in Gazze’yle başlayıp Akdeniz sahillerindeki kontrolünü artırma hamlesi, Kızıldeniz’deki küresel seyrüseferlerin aksamasıyla beraber düşünüldüğünde neyin yapılmak istendiği kendisini göstermektedir. Hindistan-İsrail bağlantılı yeni bir küresel ekonomik koridorun hayata geçebilmesi için mevcut ekonomik koridorların güvenlik gerekçesiyle önemini yitirmesi, yerine ise Basra Körfezi’ni ya da bir başka deyişle Hint Okyanusu’nu Doğu Akdeniz’e bağlayacak projelerin hayata geçmesi gerekiyor. Arzımevud ise Siyonist ve küresel karanlık çevrelerce bu hedef içerisine gizlenmiş, sinsice yürütülen bir başka planının parçasıdır: Kızıldeniz bu sebeple emniyetsiz bir rota olarak gösterilmeye çalışılırken Gazzelilerin Mısır’ın Sina Yarımadası’na zorla gönderilmesi aynı kirli stratejinin taktiksel hamlelerindendir. Bu kapsamda uğruna bölgesel savaş çıkarmayı dahi göze aldıkları Hindistan-İsrail geçişli güzergâha rakip projeler de hedef alınmak istenmektedir.

Türkiye yaşanan bu küresel rekabetteki en önemli taraflardan biridir. Zengezur Koridoru’yla Türk dünyası ve Asya’yla, Irak Kalkınma Yolu Projesi’yle de dünyanın enerji üssü Körfez Bölgesi ve yine dünyanın sanayi üretim üssü Güneydoğu Asya'yı diğer bölgelere bağlayacak millî hedeflerimizle en istikrarlı ve güvenli bir merkez olarak öne çıkıyoruz. Bunun yanı sıra Türkiye, İran, Türkmenistan ve Özbekistan arasında kurulması için imzalanan bir başka ulaşım projesi de Doğu ve Batı arasında her yönden erişimi sağlayacak projelerdeki yüksek potansiyelimizi göstermektedir. Küresel barış ve istikrarın 21'inci yüzyıldaki kilit noktası da bu sebeple Türkiye’dir. Enerjinin yanında, küresel ticaret için Türkiye merkez olma iddiasında eli en güçlü olan ülkedir. Bu şartlarda ülkemizi Körfez bölgesinden uzaklaştıracak hamlelerle, aynı bölgeyle ilişkilerimizi bozacak girişimler öyle görünüyor ki artarak devam edecektir. Kuşku yok ki buna karşı da hazır olma mecburiyeti taşıyoruz.

Diğer yandan, Gazze konusunda Türkiye ile Türk dünyası ve İslam ülkelerinin ortaklaşa yürüttüğü çabalara da engel olabilmek için Türk-Arap gerginliği çıkarılmak, İslam dünyasında yeni bir fitne yaratılmak isteniyor. Aynı karanlık emel sahipleri, en başta belirttiğimiz Hindistan-İsrail-Avrupa bağlantısını sağlayabilmek için Lübnan, Yemen, Mısır, Irak ve İran’ı da doğrudan hedef seçmiş durumdadır. Dost ve kardeş ülke Azerbaycan da böylesi bir süreçte dikkatli davranmalı ve teyakkuzda da olmalıdır. Bu ülkelerin istikrarsızlaştırılması ve daha da ileri gidilerek hedef alınmaları için her yönden zemin oluşturulmaya çalışılmaktadır. Irak’ın kuzeyi başta olmak üzere, bu ülkenin diğer bazı sahalarında PKK terör örgütünün son dönemdeki hareketliliğine hız verilmesi ve âdeta intihar eylemleriyle Türkiye'ye karşı sözde yıpratma faaliyetlerine girişmelerinin sebebi açıktır. Bu melun girişime karşılık Irak’ın kuzeyindeki dağlık bölgeyi içerisine alacak şekilde, bu ülkeyle koordineli ve karşılıklı uzlaşmayla, süresi belirlenmiş ve derinliği 60 kilometreye inen, buradan da Hatay ilimize kadar uzanacak, Türkiye'nin güvenlik ve geleceği için huzur hattı bir an evvel kurulmalı, bu hattın içerisine sinek bile sokulmamalıdır. Kim, hangi tezgâhı kurarsa kursun, sınırlarımız boyunca uzanan terör koridoru kurma girişimlerine bu sebeple asla izin vermeyeceğiz. Türkiye, küresel bir aktör olarak bu oyunların tamamını bozabilecek imkân ve güce sahiptir. Ne yaparlarsa yapsınlar beyhude, 21’inci Yüzyıl elbette Türkiye ve Türk Yüzyılı olacaktır.

Bu vesileyle, sözlerime son verirken ilgili tezkereye Milliyetçi Hareket Partisi olarak olumlu yönde oy vereceğimizi belirtiyor, Gazi Meclisimizi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.

Editör: Haber Merkezi