Korkusuzca, hayatı pahasına Sultan II. Mahmud'u kurtaran efsanevi bir kadının hikâyesi…
Cesaretin ve sadakatin tarih boyunca nasıl ödüllendirildiğinin canlı bir örneği olan, Osmanlı tarihi için önemli bir figür: Cevri Kalfa
Sultan III. Selim’in Nizam-ı Cedid reform hareketi, Batılıları ve özellikle Rusya’yı telaşlandırmıştı. İngilizler ve Fransızlar 1806’da Sırp isyanını çıkardılar. Ertesi yıl Rusya, olayları bahane ederek Osmanlı’ya savaş açtı.
İngiliz donanması ise İskenderiye’yi işgal etti. Bütün bu dış baskılar, içeride Nizam-ı Cedid’i istemeyen yeniçerileri ve menfaatleri bozulan ordu-esnaf kesimini ayaklanmaya hazır hale getirdi.
Filistin’de Akka Kalesi’nde yaşadıkları yenilgiyi hazmedemeyen Fransızlar, İstanbul Boğazı’ndaki tabyalarda bulunan yeniçerileri isyana teşvik etti.
İsyancı askerler Haseki Halil Ağa’yı parçalayarak öldürdü.
Ardından yaklaşık 500 kadar isyancı, Büyükdere Çayırı’nda toplanarak Kabakçı Mustafa’yı lider seçti.
Sonrasında saraya doğru yürüyüşe geçtiler.
Padişah, Müslüman kanı dökülmesini istemediği için Nizam-ı Cedid ordusunun Kabakçı Mustafa ve birliklerine silahlı müdahalesine izin vermedi.
Ancak onun bu yumuşak başlılığı, kendi hayatına mal oldu.
29 Mayıs 1807'de Sultan III. Selim’i tahttan indirerek yerine IV. Mustafa geçirildi.
Olayları haber alan ve reform yanlısı olan, "Rusçuk Yaranı" diye anılan Alemdar Mustafa Paşa, ordusuyla Edirne üzerinden Rumeli Feneri Kalesi’ne kadar geldi.
Çok kanlı çarpışmalar yaşandı. Rumeli Kavağı, Sarıyer ve Yeniköy yakılıp yıkıldı. Sivil halk canını kurtarmak için sandallarla denize açıldı. İsyancılar ancak dört gün sonra etkisiz hale getirilebildi.
Sultan III. Selim, haremdeki odasında hapis tutuluyordu.
Sultan IV. Mustafa, Alemdar Mustafa Paşa’nın bu ilerleyişi sonunda kendi tahtının da tehlikeye gireceğini fark edince, III. Selim ve 23 yaşındaki kardeşi II. Mahmud’un öldürülmelerini emretti.
Sultan III. Selim, haremde ney çalarken boğularak öldürüldü.
Haremde görevli Amber Ağa ve Hafız İsa Ağa, II. Mahmud’u merdivenlerden üst kata kaçırdı.
İşte tam bu sırada, harem mensubu zarif bir Çerkes hanım, Cevri Kalfa, hamam külhanından aldığı kızgın korları, merdivenleri tırmanmakta olan silahlı yeniçerilerin üzerine döktü.
Üstü başı tutuşan yeniçeriler sağa sola kaçışırken, II. Mahmud sarayın damına ulaştı.
Cevri Kalfa’nın cesareti sayesinde Şehzade Mahmud kaçmayı başardı.
Sultan II. Mahmud, kendisine yardım eden bu kadına büyük saygı gösterdi ve onu ödüllendirdi.
Cevri Kalfa, Harem-i Hümayun Hazinedarlığı görevine getirildi.
Kendisine geniş bir arazi ve güzel bir köşk hediye edildi.
Sultan Mahmud’un Cevri Kalfa’ya olan sevgisi ve saygısı o kadar büyüktü ki, vefat ettiğinde onu, kendi annesi Nakşidil Sultan’ın yanına defnettirdi.
“İkisi de anamdır; biri doğurdu, diğeri yaşattı” dediği rivayet edilir.
Ayrıca Cevri Kalfa’nın anısına bir çeşme ve sıbyan mektebi yaptırdı.
Sultanahmet’te, Divanyolu Caddesi üzerinde bulunan bu mektep, İstanbul’daki sıbyan mekteplerinin en büyüğüdür.
Zaman içinde sıbyan mektebi, kız sanat mektebi, matbaacılık okulu, adliye binası ve ilkokul olarak kullanılmıştır.
1985’ten bu yana ise Türk Edebiyatı Vakfı’na tahsis edilmiştir.
Son Söz
Tarih, yalnızca padişahların, komutanların ve devlet adamlarının değil; yeri geldiğinde bir kadın kalfanın yaktığı bir kıvılcımın da kaderi değiştirdiği bir aynadır.
Cevri Kalfa, ismi pek az bilinse de Osmanlı’nın en kritik anlarından birinde gösterdiği cesaretle yalnızca bir şehzadenin değil, bir hanedanın ve bir devletin geleceğini kurtarmıştır.
Onun hikâyesi; sadakatin, vefanın ve korkusuzluğun devlet aklıyla nasıl buluşabileceğinin en nadide örneklerinden biridir.